Project Cindoruk
Siyaset dünyasını şöyle geriye doğru bir incelersek, aslında tam bir "siyasetçi hurdalığı" ile karşılaşırız. Nice isimler vardır ki, zamanında pek bir "önemli" addedilmiş ve umut bağlanmış ama zaman içinde, hatta çok kısa bir zaman içinde, siyaset hurdalığında yerini almıştır.
Siyaset hurdalığı öyle bir mekândır ki, çok az hurda, geri dönüştürülebilir ve yeniden kullanılabilir. Ama yeniden kullanılabilir olanların da dayanıklılığı gerçekten kısadır. Misal Ecevit. 80'lerin öncesinde kalan Ecevit, çok kısa bir süre daha misyon üstlenmiş ama tıpkı eskiye olan geçici merak gibi, saman alevi gibi parlayıp, sönüvermişti. Aynı şeyi Erbakan için de söylemek mümkün. Demirel, bu hurdalıktan birkaç defa çıkabilmiş bir isim olarak, diğerlerinden bir parça ayrılır ama sadece bir parça, o kadar. 90'ların başında göreve gelir gelmez, ülkeyi, tıpkı daha sonra Ecevit'in yaptığı gibi bir ekonomik krize sürüklediği için, kapağı Çankaya'ya atarak, bir süre daha ismini duyurmaya devam etmiştir.
Bunlar, siyaset hurdalığından "yeniden kullanılabilir" isimlerdi. Peki ya kullanılamayanlar? Ya hiç jelâtinleri sökülmeden hurdalığın en diplerine atılanlar? Kaçımız Yeni Demokrasi Hareketi ve onun lideri Cem Boyner'i hatırlıyoruz? Kaçımız İsmail Cem'in kurduğu ve derhal kapattığı partiyi hatırlıyoruz? Bugün ABD'den Türkiye'ye gelmeyen Bedrettin Dalan'ın geçmişte bir parti kurduğunu hatırlayan var mı? Ya Sadettin Tantan? Onu ve partisini fark eden var mı bugün? Peki ya Cindoruk? Onun 28 Şubat'ta DYP'den (Demirel'in işaretiyle) koparttığı vekilleri ve bu yolla siyaset deneyip, boyunun ölçüsünü aldığını kaç kişi hatırlıyor?
…
Son günlerde hurdalığın dip köşelerinden, yeniden yedek parça arayışı başlamış görünüyor. Üstelik daha önce "bir bölen" olmasıyla ün salmış olan ve kendi adına yürüttüğü belki de tek siyasi misyonu fiyaskoyla sonuçlanmış olan Cindoruk gibi bir isim, şimdilerde "merkez sağı birleştirme" gibi bir iddiayla yola çıkmış görünüyor. Ama yola çıkış şekli de, o yolda daha önceden yürüyememesi de o kadar komik ki, bu "Cindoruk Projesi" nasıl başarıya ulaşabilir, düşünmesi hayli zor.
Öyle ya, Cindoruk çıkıyor ve bir siyasi partiye başkan oluyor. Üstelik başkan seçilmeden birkaç hafta önceki seçimde, o siyasi partiye oy vermediği halde. Bu sorulduğunda "benim oyum benimle Allah arasında" gibisinden, demagojinin dibine vuran bir ifadeyle.
Peki, mazisine baktığımızda Cindoruk'un birleştiriciliği diye bir şeyden bahsedebilen var mı? Tersine, DYP'yi bölerek, parlamento dışında bırakan (ve kendi organizasyonu da parlamento dışında kalan) bir geçmişi var. Üstelik daha öncesi de var. Gençler pek hatırlamayabilir ama Demirel ile Özal çekişmesinde, aynı Cindoruk, bir anlamda siyasal tetikçiliğe soyunup, merkez sağda olası her türlü "sıcak rüzgârın" dibine darı ekmişti. Hatta Özal'ın ailesine kadar dilini uzatıp, "hacı hüsrev" geyikleri çevirirdi o zamanlar. Yani Cindoruk'un birleştirmek ne kelime, tersine, bölücü ve parçalayıcı bir mazisi var.
Siyasi profil olarak baktığımızda, ifadeleri hayli pişkin, bu belli. Mesela gülerek "siyasette gençlere ihtiyaç olduğu için geldim" diyebiliyor. Ya da örneğin liderliğine oynadığı partiye oy vermemiş ve bunu açıklarken, acayip bir rahatlık içinde, demagoji yapabiliyor.
Meclis başkanlığı dönemine baktığımızda da, demokrasi anlamında sınıfta kaldığı görülüyor. Türkiye'nin başını diplomatik anlamda ciddi bir şekilde ağrıtan DEP milletvekillerinin meclisten polis zoruyla alındığı dönem de Cindoruk dönemi. Zaten 28 Şubat döneminde yaptıkları da, demokrasiyle ne kadar ilgilendiğini açıkça ortaya koyuyor.
…
Peki, böyle bir isim, nasıl oluyor da, merkez sağı birleştirmek gibi bir şeyden bahsedebiliyor? Hadi onu geçtik de, merkez sağ denen şey nedir, onu ciddi olarak düşünmek gerekmiyor mu önce? Hazretin iddiası, merkez sağı birleştirmek. Ki bu merkez sağ denen şey, aşağı yukarı bu ülkenin seçmen sayısının yarısına yakın bir yekûn teşkil ediyor genelde. Peki, Cindoruk'un projesindeki merkez sağ ne? %3.5'lik DP (eski DYP) ile %1'lik ANAP. Toplasanız, %5 bile etmeyen bir yekûna merkez sağ demek, biraz ayıp olmuyor mu?
Bugün merkez sağ denen şeyi (ki bu merkez sağ kavramı da tartışmaya açıktır) temsil eden parti AKP. Sağda yer alıp da, merkezde yer almayan, daha doğrusu 80 öncesi değerlendirme kriterleriyle aşırı uçlarda yer alan "milliyetçi" ve "İslamcı" unsurların da kendi partileri olduğuna göre (ki onlardan MHP, tıpkı AKP gibi bir dönüşüm geçirerek merkeze gelmiştir), geriye ne kalıyor ki merkez olarak addedilsin?
Toplasanız %5 bile etmeyen bir yekûnun tamamının oyunu alsa, buna bir de sinerji payı eklesek bile, baraja ulaşılabiliyor mu? Ulaşılamıyorsa, bu yeni siyasi proje, Demirel'in adını gündemde tutmaktan başka ne işe yarayacak ki?
Aslında ne işe yarayacağı belli. 1–2 puan AKP'den, 1–2 puan MHP'den tırtıklayıp, siyasi merkezi yeniden bölmek gibi bir hedef var ortada. Peki, bu hedef tutar mı? Açıkçası, tutmaz. Halk deyimiyle, Cindoruk'tan cacık olmaz. Bu parti ilk seçimlerde, bırakın eski oyunu, onun yarısını bile alamaz. Ama bazı isimleri gündemde tutmaya yeter. Mesela Cindoruk, mesela Demirel.
Cindoruk bir "emanetçi" olduğunu söylüyor yine. Kendini seçimlerde deneyecek kadar cesur olmadığını biliyoruz ama kimin emanetçisi? Söylentilere göre Mehmet Haberal veya Süheyl Batum gibi isimler düşünülüyormuş bu yeni partinin başına.
Haberal, şu anda Ergenekon soruşturmasından dolayı takipte. Kimileri, cezaevine gitmemek için sağlık sebeplerini öne sürdüğünü düşünüyor. Türkiye'deki merkez sağ seçmenin Ergenekon soruşturmasına ilişkin tavrı da ortada olduğuna göre, Haberal'dan bir sonuç çıkmayacaktır, bu kesin.
Peki ya Süheyl Batum? İlginçtir, daha önce ismi (biraz da spekülatif olarak) solda birlik ve liderlik arayışlarında da gündeme gelmişti. Belki de , "joker" amaçlı yetiştirmiş kendisini ve sağ ya da sol fark etmeden, bir yerlere gelmeye çalışıyor. Daha doğrusu, bir yerlere getirmeye çalışanlar var onu ama bence Süheyl Batum projesi de işe yaramaz. Zaten yarayacak olsaydı, kongrede o aday olurdu. Ama daha yepyeni, gıcır gıcır bir ismi varken, neden bir maceraya atılsın ki Süheyl Bey. Önce bir bakacak, "Project Cindoruk" işe yarayacak mı görecek, yararsa, gündem oluşturursa, medyadan da belli bir destek sağlanırsa, Süheyl Bey ortaya çıkıp, aday olabilir. Ama mevcut siyasi enkazda Süheyl Batum aday olmaz.
Görülen o ki, Cindoruk ile bir süre daha devam edilecek. Belki de birleşme sonrası, Mesut Yılmaz başa geçer. Öyle ya, kendi partisini Mumcu'ya kaptırdığından beri, ismi pek duyulmaz oldu. Kendi memleketinde bile, bağımsız aday olmasına rağmen, anca seçiliyor.
…
Peki, bu Cindoruk projesinin arkasında olan Demirel, neden bizzat ortaya çıkıp, kendisini seçmen nezdinde test etmiyor? Delegeleri tek tek aradığını duyuyoruz da, neden kendisini halk nezdinde denemekten çekiniyor? Gerçi buna bir bahanesi vardır, eskiden Cumhurbaşkanı olduğu için "tarafsız kalması" gerektiğini filan anlatıyormuş sağda solda ve artık siyasi liderlik yapmayacağını söylüyormuş. Peki, madem tarafsız kalması gerekiyor, neden delegeleri arıyor ve hatta bununla da yetinmeyip, medyaya demeçler veriyor "Cindoruk'u destekleyin" diye?
Ben çok isterim bu yeni oluşumun başına Demirel'in geçmesini. Onun da mazisi, aynı Cindoruk gibi "bir bölen" olarak hatırlanır. Sağın başına geçtikten sonra, muhafazakârlar ve milliyetçiler koptu partiden ve kendi oluşumlarını kurdular. O kadar ki, o kopanlar gün geldi büyük bir bütün oldu. Yani Demirel'in bir "toparlayıcılığı" değil, "dağıtıcılığı" var geçmişte. O sebeple çok isterdim DP'nin başına geçmesini. Geçsin ki, 28 Şubat'ta yaptığı şeyin halk nezdinde nasıl bir karşılık bulacağını "bizzat" yaşasın. Şimdi işi çok kolay. Cindoruk'u attı ortaya, başarıyı "kendisine", başarısızlığı Hüsamettin Bey'e yazacak, millet de bunu yutacak. Birileri Türkiye'yi hala 70'lerin Türkiye'si sanıyor galiba…
Selam ve sevgiler… |